12 Ekim 2010 Salı

MILLENNIUM SERiSi'Ni BEN DEVAM ETTiRECEK OLSAYDIM

Dünyayı kasıp kavuran Millennium serisini biliyorsunuzdur; ilk film geç de olsa Türkiye'de vizyona girdi. Üçlemenin isimleri bildiğiniz gibi:

Ejderha Dövmeli Kız
Ateşle Oynayan Kız
Arı Kovanını Tekmeleyen Kız




'Gel benimle dalga geç' diyen sıfat tamlamalarından oluşuyor isimler. Ben de görmezden gelemedim :) Bu seri benim elimde olsa nasıl devam ederdi diye düşündüm ve bir kaç tane örnek çıkarttım, buyrunuz.

Kendi Osuruğunu Koklayan Kız
Sümüğünü Yiyen Kız
Götü Yere Yakın Olan Kız
Bastığı Yerde Ot Bitmeyen Kız
Arabada 5, Evde 15 Alan Kız
Çaldırıp Kapatan Kız
G*tünde Don Durmayan Kız
Taşa, Yaşa, Başa Oturmayan Kız
17 Gündür Yıkanmayan Kız
Ağda Yüzü Görmemiş Kız
Gözü Toprağa Bakan Kız


Gişe yapardı bence :)


PS: Dalga geçtiğime bakmayın, oldukça sağlam bir üçleme aslında. Ben sadece isimlere takıldım. Şiddetle tavsiye ederim!

8 Ekim 2010 Cuma

YALAN RÜZGARI NESLi... YAN ETKİLER



Artık ne zaman faydalı olacağı belli olmayan bazı bilgiler vermiş olsa da, dediğim gibi bazı yan etkileri de oldu bu Yalan Rüzgarı etkisinin. Her şeyden önce her ne kadar modern bir arayüzü olsa da içerik tamamen arabesk! O yüzden her Türk'ün içinde saklı olan Arabeskzilla canavarını beslemekten başka bir şey yapmadı.



Yetişkinlerin  bu dalgadan nasıl etkilendiği umrumda değil, onlar zamanında Yeşilçam'ı tecrübe etti; koymaz onlara. Ama bebekliğini ya da çocukluğunu Yalan Rüzgarı etkisinde geçirmiş olan bu nesil daha o yaşta abuk subuk müzikler dinlemeye başlamış. Tek benim sanıyordum ama değilmişim. Böyle çok insan varmış, arkadaşım söyledi.

Bunu farketmemize sebep olan şarkı ise Emel Sayın'dan Yağdır Mevlam Su isimli nadide(!) eser.. Şimdilerde 24-30 yaş arasında olan bir çok gencin küçükken bu şarkıyı sebepsizce sevdiğini varsayıyoruz. Hangi akla hizmet, bilmiyorum. Yaşıma uygun olmayan içerikli müziğe ilgim Emel Sayın ile sınırlı kalmadı tabii. Daha da ileri gittim, daha da damara indim. Leman Sam !!! 

Anaokuluna giderken herkes arada bir kaset getirirdi öğretmenler oyun saatinde, arada falan çalsın diye. Ben o zamanlar -5 yaşımda- Leman Sam, Coşkun Sabah, Bülent Ersoy ve Emel Sayın dinlediğim için yaşıtlarımın müzik zevki bana işkence gibi geliyordu. Sanırım Zerrin Özer ve Mazhar-Fuat-Özkan'dan şimdi bile nefret ediyor olmamın sebebi o dönemde zorla o müziğe maruz bırakılmam olmalı, kesinlikle.

Bir gün cesaretimi topladım ve ben de kaset götürmeye karar verdim. Leman Sam'ın Çağrı albümü. Bilmeyenler için -ki kim neden bilsin- söyleyeyim ki bu albüm Lemancığımın en ağır albümlerinden biri olup kesinlikle 20 yaş altı insanlara uygun değildir! Albümde Benim Sadık Yarim Kara Topraktır, Sana Bele N'oldu Yar, Ben Ağlarım Yane Yane ve de Ağıt gibi şarkılar bulunduğunu söylemem yeterli olur sanırım. Uzatmaya gerek yok, olayın sonu belli, öğretmenler kasedimi çalmadı ve günün sonunda kasedimi almaya gittiğimde de bu tarz şarkıların bana uygun olmadığını söylediler. Bir kulağımdan girdi diğerinden çıktı :) Eve gidip kendimi ordan oraya atarak -drama işte- yüksek sesle dinledim.

Neyse ki yine ucuz kurtulmuşum, Zülfü Livaneli ya da Edip Akbayram da dinleyebilirdim. Yine daha eli yüzü düzgün şeyler seçmişim...

7 Ekim 2010 Perşembe

YALAN RÜZGARI NESLi... BiR KAYIP NESiL




Bu masum yılları istemeden kirletilmiş bir neslin hikayesi...


Hiç bir nesil bu kadar dramatik olmadı. Hiç bir nesil içindeki arabeski bu kadar rahat dışarı vuramadı. Ve hiç bir nesil entrika, aldatma, ihtiras ve intikam duygularına bu kadar aşina bir şekilde büyümedi. Yalan Rüzgarı nesli...



Tahminimce 5 yaşındaydım ve o zamana kadar beynim Köle Isaura ile yeterince acıya alıştırılmıştı ama yepyeni bir aydınlanmanın(!) eşiğinde olduğumu kim bilebilirdi ki?

Babaannem başka bir komşu teyzenin tavsiyesi üzerine bu diziye başlar. Ben de göz önünde tutulması gereken bir yaşta olduğum için TV karşısına sabitlendim ve hayatım o anda değişmeye başladı. 

Her tür ihtiras, intikam, çarpık ilişki, cinayet, adam zehirleme, kadın kaçırma, aldatma, dolandırıcılık ve pisliğin döndüğü bu dizi bir neslin hayata bakış açısını derinden etkilemiştir. İşin ilginci bir başladınız mı hemen bırakamazdınız kolayca. Daha o yaşta 2 bölüm izleyince bağımlısı olmuştum. Arkası yarın denen konseptin arızası da bu. İstedkleri gibi lönk diye yarım kesebiliyorlar, ama yarın devam edeceğini bildiğin için için rahat. Bu yüzden diziye sadık kalıyorsun :)

Yalan Rüzgarı'ndan daha o yaşta çok şey öğrendim.

Kuru buz, ip, bir kaç tahta parçası, sandalyeye bağlı bir insan ve bir silah ile kuru buz süblimleştiği zaman (katıdan gaza direkt geçiş) tetiğin otomatik olarak ateşleneceği bir düzenek kurmak mümkünür.

Kozmetik işindeki insanların her koklattığı koklanmaz.

Birini zehirleyecekseniz zehri pastaya koyun, tadı en az anlaşılır olur.

Arkadan tek çizgili külotlu çorabı oynak kadınlar giyer.

Sürekli kırmızı giyen bir kadın asla iyi niyetli olamaz.

Erkekler bu hayatta daima piyondur.

Zenciler hep sorundur.


Aslına bakarsanız hayatın kısa ama acı bir özeti olmuş :) Ebeveynlerin çocuklarını karşılarına alıp anlatamayacakları, tecrübeyle sabitlenecek bir takım bilgileri daha ağaç yaşken eğilmeden Yalan Rüzgarı bizlere aşıladı; sağolsun :)


Tabii bazı yan etkileri de oldu bu durumun ki onları da bir sonraki yazıda irdeleyeceğim :)